Yayın2    Gece açık pencereden belim tutulmuş, elim belimde silkindim yataktan. Sabahları dinlemek  için ayrılmış klasörü açtım. Bu temrin olmazsa olmaz, açtım müziklerimi. Handel, Bach, Vivaldi… Bütün zamanların kirli sokaklarını sanki püri pak etmişti barok işçiler. Altın suyuyla yıkamıştılar sanki zamanın bütün son sokaklarını. Çocukken çıkıp oynayamadığımız yasak sokaklar mıydı onlar? Dinlerken bütün sokaklarımdan fareli köyün kavalcıları yeldeğirmenlerine doğru mızraklı geçitte, bütün sarabandelerin tek kulağı kesikti. Barok bir temrindi her sabah yaşamaya kalkmak. Dev tiyatrosuna dünyanın, günaydınım buydu. İşte, önce pürtelaş figürler başladı, sonra gün inme indirecek, içime inecek ilerleyecek günüm ağdalı  yalnızlığıma. Piyano ağır, kemanlar ağır mı ağır, kontrbasın ağır tellerinde titreşiyor aklıma ilk gelenlerin kulakları çınlıyor mu? Acımtrak yalnızlıkların sarmalayabildiği en ağır hüzün anlarımı biliyor gibi bu notalar?

İnsan bi ‘günaydın’ derdi yahu. Uyanır uyanmaz aklına ilk gelen kadın, eğer o yok kadın ise; hâlâ unutmamışsındır. Gelir üstünüze ta uzaklardan fırlamış, şans o ki sizin üstünüze fırlamış gelmiş bir caminin ağır bir taşıdır bu his. İçimdeki mimari barok etkilenmeden kaynaklanmış olabilir hissim. Unutmak için çaba gösteremez insan; unuttum mu tam unutur. Başka türlüsü yalpalanan anlardır, olsa olsa unuttuğun için ancak rüyâna konuk olur. Rüyânda hep görüyorsan üstelik ve her gün rüyânı değil riyâyı yaşıyorsan üstelik. Her sabah barok bir tutkuyla kandırarak kendini… Stradivarius da kimmiş hadi canım benim kadar keman yapamaz. Şimdi Roma’da kayıkçı çeşmesinde ayaklarımı sallandırmışım. Başka başka sorular geliyor televizyonun camından can peşindekilere sorular: Yeni külliye, barok bir uyanışa heveslendirme midir? Büyüklük ve yücelik isteniyorduysa neden gotik mimari kullanılmadı?

Oktay Esgin

Reklamlar